Ümmetin Bekâsını Düşünen Padişah: Sultan İkinci Abdülhamid Han ve Ümmetçi Politikası
Ümmetin Bekâsını Düşünen Padişah
Sultan İkinci Abdülhamid Han ve Ümmetçi Politikası
Cihangir Hakpaye
Ateş Çemberinde Bir Sultan: Sultan İkinci Abdülhamid Han
Sultan İkinci Abdülhamid Han, Topkapı Sarayı'nda toplanan hükümet erkânı, ulema ve askerî ricalden oluşan Meclis-i Umumi’nin huzurunda okunan fetva gereğince tahttan indirilen kardeşinin yerine, “meşru ve tabiî vâris” sıfatıyla saltanat tahtına çıktı (31 Ağustos 1876/11 Şaban 1293 Perşembe). Osmanlı Devleti’nin iç karışıklarla boğuştuğu, borçların gırtlağa dayandığı, içte ve dışta düşmanlarla mücadele edilmek zorunda olunan bir dönemde Sultan İkinci Abdülhamid Han, tahta çıktı. Bu olumsuz şartlar içinde Osmanlı tahtına oturan Sultan, kendisini adeta ateş çemberinin içinde buldu.
Osmanlı Devleti, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda uğradığı yenilgi ile Ruslara Kırım ve Kafkasya’yı bıraktı. Fransızların Cezayir’i işgal etmesiyle burası da elden çıktı. Osmanlı Devleti, uğradığı bu mağlubiyet üzerine Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanmıştı. Kars, Ardahan, Batum ve Doğu Beyazıt Rusya’ya verildi ve Osmanlı Devleti’ne bağlı bir Bulgaristan Prensliği kuruldu. Kurulan prensliğin sınırları Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a kadar uzanmıştı. Anlaşma şartları Osmanlı aleyhine idi. Bu şartlar altında Sultan Abdülhamid Han dış politikasını, ‘denge prensibine’ oturtmuş, Ortadoğu’ya uzanan demiryolu projesi hazırlayarak bölgenin elden çıkmaması için politika geliştirmiştir.
Padişahın dış politikada temel amacı, Osmanlı Devleti’nin barış içinde yaşamasını sağlamaktı. Fakat devletlerarası rekabetin ülke üzerinde yoğunlaştığı bir devirde, bu siyaseti izlemek oldukça güçtü. Avrupa devletlerinin bu bölgede birbirleriyle çelişen çıkar ve ihtiraslarının olduğunu gözlemleyen Sultan İkinci Abdülhamid Han, siyasi iktidarı boyunca bu gerçeği batı ile ilişkilerinde büyük bir beceriyle diplomasinin önemli bir aracı olarak kullanacaktı. Bu politikalardan birisi de Ümmetçilik (İttihad-ı İslam) politikasıdır.
İslam’da Halkın Birliği: Ümmetçilik ( İttihad-ı İslâm )
Ümmetçilik, Batılı devletlerin müdahalelerine karşı koymak için İslam’ın birleştirici gücünü yeniden canlandırmak üzere 19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmış bir fikir akımıdır.
Ana kaynağını Fransız-İngiliz ve Rus diplomatik yazışmalarının oluşturduğu Ümmetçilik veya diğer bir ifade ile İttihad-ı İslam terimi, Osmanlı Devleti kamuoyunda, bir kavram ve düşünce olarak, ilk defa Yeni Osmanlıların Avrupa yayınlarında kullanılmış ve geliştirilmiştir. 1871 yılına kadar aydın mahfillerinde hararetle tartışılan bu düşünce, mezkur tarihten itibaren adeta bir patlama şeklinde İstanbul gazetelerinden Osmanlı kamuoyuna aktarılmış, hareket bir kitle ideolojisine dönüşmüştür.
Ümmetçilik politikasının çıkış sebebine gelecek olursak; Müslümanlar, Osmanlı Devleti’nde gördükleri gerilemenin sebebini: ‘İslamiyet’i hakkıyla yaşamamaya, Müslümanlığa aykırı gidişin ve İslamcı zihniyeti anlayamamanın sonucu’ saymışlardır. Osmanlı Devleti, manen ve maddeten kalkınmak, medenileşmek ve eski azametli günlerine dönmek arzusunda ise gerçek surette İslamiyet’e dönmeliydi. Böylelikle fert de, millet de, devlete zıt düşmeyecek netice itibariyle doğu, batı, Fransız ve İngiliz hayranlıkları içinde bu aşağılık duygusuna düşmeyeceklerdi. Nitekim Sultan İkinci Abdülhamid Han, parçalanmakta olan Düvel-i Muazzama’nın göz diktiği Osmanlı topraklarını ancak ve ancak İslam birliği dolayısı ile Ümmetçi politika ile korumayı amaçlıyordu.
İslam’ın Birleştirici Gücünün Devlet Politikası Haline Gelmesi
17. yüzyıldan itibaren sömürgecilik hareketlerinin hızlanması, paylaşma ve menfaat kaygılarının artması dengelerin sürekli bozulmasına sebep olmuş, bu durum ise sadece Osmanlı Devleti’nin değil bütün dünya ülkelerinin denge politikasını izlemelerini gerektirmiştir. Kaldı ki güçlü devletlerin bile menfaatlerini daha kolay daha az güç sarf ederek elde edebilmek için uyguladıkları bu politika, zayıf bir devlet içinse bir zorunluluktu.
Ümmetçi politikanın ilk olarak Ruslarla yapılan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’nda politika gereği kullanıldığını görmekteyiz. Bu antlaşmada Osmanlı toprakları dışındaki Kırım Müslümanları için dini yargı talep edilmesi ile bu politika kullanılmıştır. Osmanlı Devleti sınırları içerisindeki gayrimüslim unsurları, devletin içişlerine karışmak için mezheplerine göre istismar eden Avrupalı güçlere karşı Ümmetçililik Politikası ortaya çıktı Osmanlı padişahının Müslümanların halifesi olması sıfatıyla, Kırım’da yaşayan Müslümanların da dini reisi olduğunu, dolayısıyla Müslümanların dini hayatlarının düzenlenmesi işinin doğrudan İstanbul’dan Halifenin onayı ile yapılması anlaşmaya dâhil edilmişti.
Osmanlı Devleti, sadece zayıf olduğu dönemlerde değil her daim halifelik makamına önem vermiş, hem siyaseten hem de idareten makamın gereklerini yerine getirmiştir. Lakin 19. yy. Halifelik makamının gücünün bütün Avrupa tarafından hissedildiği bir dönem olduğu da unutulmamalıdır.
19. yüzyılda meydana gelen değişimler ve Fransa’nın hususiyle de İngiltere’nin, Osmanlı’nın güç kaybı nedeniyle ortaya çıkmış olan boşluğu doldurma girişimleri, öngörülemeyen bir dizi siyasi ve kültürel etki meydana getirdi. İngiltere 1882’de Mısır’ı, 1830’dan beri zaten Cezayir’de bulunan Fransa 1881’de Tunus’u işgal etti. Böylece Sultan Abdülhamid Han döneminde ortaya çıkan ümmetçi politika, her şeyin ötesinde hem Rusya hem de Batı’nın siyasi, kültürel ve askerî baskısına karşı bir öz savunma hareketi olarak belirdi. Ümmet Politikası, Müslüman halklar üzerinde dini ve kültürel açıdan birleştirici bir etkide bulunmuştur.
Sultan Abdülhamid’e göre, bütün Avrupa’nın parçalamak için gözünü diktiği Osmanlı Devleti’ni ve topraklarının çoğu batılılar tarafından işgal edilip sömürgeleştirilmek isteniyordu. İslam dünyasını kurtaracak tek çare, tüm Müslümanların batı emperyalizmine karşı Hilâfet ve İslam Birliği etrafında birleşip örgütlenmesindeydi. Sultan İkinci Abdülhamid Han, Müslüman alemi ile sıkı ilişkiler kurup onlarla beraber devletin bekası için hareket etmişti. İslam aleminin hangi coğrafyasında olursa olsun Sultan Abdülhamid Han onlara yardım eder, elinden geleni yapardı.
Halifelik makamını; Yavuz Sultan Selim’den sonra bu denli hem siyasi, hem idari hem de maddi olarak aktif kullanan padişah, Sultan İkinci Abdülhamid Han’dır. Onun döneminde tüm İslam âlemi ile iyi ilişkiler kurulmuş, hem siyaseten hem de maddeten yardımlarda bulunulmuştur.
Sultan Abdülhamid Han, Mısır ve Hindistan gibi halkı Müslüman olan devletleri sömürge durumuna getiren İngiltere’yi, Halifeliğin maddi ve manevi nüfuzunu kullanmakla tehdit etmiş, hem İngiltere’nin içişlerine müdahil olmasına engel olmuş hem de Ermenilerin hâmiliğini yapmasına fırsat vermemeye çalışmıştır.
Sultan Abdülhamid Han, Arap yarımadasında ise emirleri halifenin huzuruna çıkartıp taltif ederek çeşitli hediyelerle gönüllerini almaya çalışıyordu. İngilizler ise misyoner ajanlar yetiştirip Arap yarımadasında emellerine ulaşmaya çalışıyorlardı. Sultan, Arap yarımadasında daha aktif rol almak amacıyla Hamidiye-Hicaz demiryolu projesi geliştirmiştir. Bu şekilde hem İslam âlemine hizmet etmiş olacak, hem de siyasi nüfuzunu daha fazla arttırmış olacaktı.
Abdülhamid’in güttüğü İslam Birliği Politikası temel aldığı devleti kurtarmakta başarılı olamamışsa da devletin ömrünü uzatma konusunda başarılı olduğu söylenebilir. Dönemin ideolojik akımı olan milliyetçiliğin, Araplarda yavaş ilerlemesinde bu politikanın payı vardır.
Tahsin Paşa hatıratında Osmanlı Devleti’nin denge politikasını şu sözlerle belirtmiştir: “Sultan Hamid’in siyaset-i hariciyede politikası şu idi: Rusya’yı idare etmek, İngiltere ile asla mesele çıkarmamak, Almanya’ya istinat etmek, Avusturya’nın gözünün Makedonya’da olduğunu unutmamak, diğer devletlerle mümkün mertebe hoş geçinmek, Balkanları birbirine kışkırtıp Bulgarlar, Sırplar ve Yunanlılar arasında nifak ve ihtilaf çıkarmaktır.”Sözlerden de anlaşılacağı üzere kıldan ince kılıçtan keskin bir dönemde siyasi manevralarda bulunmuştur.
Netice
Halifelik makamı bütün Osmanlı padişahları tarafından çok değer gösterilen bir makam olmuş ve tüm gereklilikleri yerine getirilmeye çalışılmıştır. Lakin padişahlar arasında Sultan İkinci Abdülhamid Han, makamın ağırlığını bütün dünyaya hissettirmesi ile diğer padişahlardan ayrılır. Sultan gerek İslam dünyasında siyasi, gerek idari, gerekse de ekonomik olarak makamın gereklerini yerine getirmiş ve İslam âlemini yabancı güçlere karşı korumaya gayret göstermiştir.
Kaynaklar
Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Cilt 12, Çağ yayınları, İstanbul, 1997, TDK “Panislamizm” mad.; Hee Soo Lee, “II.Abdülhamid ve Doğu Asya’daki Pan-İslamist Siyaseti” (Çev:Pelin Fidanoğlu), Osmanlı Ansiklopedisi, Cilt 12, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002; Kemal H. Karpat, “Pan-İslamizm ve İkinci Abdulhamid: Yanlış Bir Görüşün Düzeltilmesi”, Türk Dünyası Araştırmaları, İstanbul 1987, Sayı 48; Mümtazer Türköne, Siyasî İdeoloji Olarak İslamcılığın Doğuşu, İstanbul 1991; Tarık Zafer Tunaya, İslamcılık Akımı, Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2007; Cezmi Eraslan ,” II.Abdülhamid ve Osmanlı Devleti’nin İslam Birliği Siyaseti”, Türkler, Cilt 12, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002; Gökhan Çetinsaya, “İsmi Olup da Cismi Olmayan Kuvvet: II.Abdülhamid’in Panislamizm Politikası Üzerine Bir Deneme”, Osmanlı Ansiklopedisi, Cilt 2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 1999; İhsan Süreyya Sırma, Belgelerle II.Abdülhamid Dönemi, Beyan yayınları, İstanbul, 1998; Jacop M. Landau ,”İslam Birliğinin Sağlanmasına Yönelik Çabalar” (çev: Pelin Fidanoğşu), Türkler, Cilt 13 Yeni Türkiye Yayınları, Ankara,2002; Zafer ŞEN, Sultan II. Abdülhamid’in Panislamizm ve Denge Politikası, 2010, İstanbul.



Yorumlar
Yorum Gönder