İttihad-i Osmani’den 31 Mart’a Giden Süreç
İttihad-i Osmani’den 31 Mart’a Giden Süreç
YUNUS EREN KAYA
Aydın fikirli gençler, hürriyeti ilan etmek, herkese müsavaat ve adalet vermek, ‘istibdat’ idaresini devirmek ve meşrutî bir idare tesis etmek istemişlerdir. Bu maksatla 21 Mayıs 1305 (2 Haziran 1889) tarihinde Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’de İbrahim Temo (Ohri), Abdullah Cevdet (Arapkir), İshak Sükutî (Diyarbakır), Çerkez Mehmet Reşid (Kafkasya) İttihad-i Osmani Cemiyeti’ni kurmuşlardır. Gizli olarak kurulan cemiyetin ilk adı “İttihad-i Osmani’’ veya “İnkilab-i Osmani’’ idi. Cemiyetin ortaya çıkmasında Osmanlı tarafından Avrupa’ya gönderilen ve daha sonra Jön Türk adını alan hareket etkili olmuştur. M. Şükrü Hanioğlu Bir Siyasal Örgüt Olarak İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Jön Türklük (1889-1902) adlı eserinde Jön Türkler hakkında şunları söyler: “Jön Türklük, eskiye karşı yeniyi dinin toplumdaki rolüne karşı bilimi savunan ve yeni ilişkiler sistemi arzulayan bir kategoridir”
Cemiyetin kurulumu fikir aşamasında iken cemiyetin kurucusu ve fikir babası İbrahim Temo, Brindizi ve Napoli'de bulunmuş, Farmason localarını ziyaret ederek, İtalyan Masonları Teşkilatı tarihi ve bunların örgütlenme biçimleri üzerine geniş bilgi toplamıştı. Temo, tatil aylarında Arnavutluk'a vapurla gidip gelirken birkaç defa İtalya'ya uğramış, Napoli'de bir Carbonari Kulübü'nü gezmiş ve Brindizi'deki mason locasına bir dostu tarafından kaydedilmiştir. Daha sonra Carbonari teşkilatının örgütlenme yapısını örnek almış ve İttihat ve Terakki’ye bu örgütlenme biçimini entegre etmiştir
Cemiyetin oluşumunda “istibdata” karşı duyulan hoşnutsuzluk ile Batı’ya karşı duyulan hayranlık yatmaktadır. “Bu devlet nasıl kurtulur” sorusundan müphem olarak acilen meşrutiyetin ilanının gereğine inanan Cemiyet üyeleri, Sultan İkinci Abdülhamid idaresinin bir an evvel yıkılmasını arzu etmekteydiler. Osmanlı Devleti’nde ıslahat yapılması ve ‘istibdat’ idaresinin yıkılarak meşruti bir idarenin tesis edilmesi için yoğun bir propaganda faaliyetine girmişlerdir.
İttihad-ı Osmanî Cemiyeti, faaliyetlerini gizlilik ve ciddiyet içinde yürütmekteydi. . Hatta o kadar gizlilik içinde yürütmüşlerdir ki, Teşkilat-ı Mahsusa adı ile ma’ruf istihbaratı bulunan Sultan İkinci Abdülhamid dahi, bu teşkilattan ancak 1892 senesinde haberdar olması teşkilatın faaliyetlerini ne derece gizlilik içinde yürüttüğünün göstergesidir. İttihad-i Osmani cemiyeti Carbonari gibi örgütlenmiş ve her bir üyesine sıra numarası verilmiş ve toplantı tutanaklarını Avrupa’daki şubelere gönderilerek toplantı tutanaklarının ele geçirilmemesinin önüne geçilmeye çalışılmıştır.
Vatan ve milliliği esas alan Cemiyet, bu fikirlerin özellikle Mekteb-i Tıbbiye ve Mekteb-i Mülkiye talebeleri arasında yayılmasını ve gelişmesini sağlamak için faaliyetlerde bulunmaktaydı. Teşkilat büyüdükçe ve siyasi faaliyetlerinin devletinde duymasından sonra daha rahat siyasi propaganda ve teşkilatlanmaya gidebilmek amacıyla cemiyet üyeleri Avrupa’nın muhtelif yerlerine gidip buradan faaliyetlerine devam etmişlerdir.
Sultan İkinci Abdülhamid, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin mevcudiyetinden ve faaliyetlerinden 1892’de yanlısı bir Mekteb-i Tıbbiye’nin dokuzuncu sınıf talebelerinden Muzaffer Hasan, Eşref Ruşen ve Muttefî Hasan’ın ihbarı ile haberdar olmuştur. Sultan İkinci Abdülhamid, “fesat grubu” olarak nitelendirdiği Cemiyet’in varlığını ortadan kaldırmak için çeşitli yöntemler uygulamıştır. Cemiyet’e karşı baskı, yıldırma, hapsetme ve sürgün vasıtalarının yanı sıra, Avrupa’da faaliyet gösteren Cemiyet’in neşriyatlarının ve bürolarının kapatılması için ise diplomasi yolunu kullanmıştır. Bir de Cemiyet üyelerinin faaliyetlerinden ve muzır neşriyatlarından vazgeçmeleri için genel af gibi alternatif metotlar da kullanmıştır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Anadolu ve Avrupa’daki Faaliyetleri ve Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Tutumu
Cemiyet, düşünce yapısını bir zemine oturttuktan sonra, neşriyat faaliyetine yönelmiştir. Cemiyet’in temel düşünce ve hedeflerine yönelik bilgiler neşriyat yoluyla Osmanlı ahalisine ulaştırılmak istenmiş, basın yayınla taban bulunmaya çalışılmıştır. Bu maksatla, Nazım Bey’in teklifi üzerine 1 Aralık 1895’te Meşveret gazetesi, Cemiyet’in yayın organı olarak yayın hayatına başlamıştır. Meşveret’te Cemiyet’in amacından ve faaliyetlerinden bahsedilmekteydi. Sultan İkinci Abdülhamid idaresinin, memleketi mahv-ı perişan ettiği Cemiyet’in yayınlarında sıkça işlenmekteydi. Cemiyet, bu idarenin, devlet ve toplum için felaketten başka bir şey yapmadığını, Sultan İkinci Abdülhamid sağ oldukça devletin yönetim biçimi olarak kullanmasını istedikleri meşrutiyetin ilanının çok güç olacağını belirtmekteydi.
Yurt dışındaki İttihatçılar, eylem merkezlerini oluşturup, faaliyetlerini artırırken, vatan içindeki İttihatçılar da çeşitli faaliyetlerde bulunmaktaydılar. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin, Anadolu’da şubeleri sınırlı idi. İstanbul’da ise birkaç şubesi bulunmaktaydı. Cemiyet’in İstanbul şubesi reisliğine Hacı Ahmet Efendi’nin seçilmesiyle İstanbul şubesinin gelişmesi sağlanmıştır.
Darbe Girişimi İçin Yapılan Görüşmeler
Ahmet Efendi ve ekibi tarafından padişahı devirmek amacıyla bir plan tertip edilir. Ahmet Efendi, Abdülhamit’e karşı yapılacak darbe için ulemadan Şeyh Naili ve Seraskerlikte bulunan Yarbay Şefik Bey ve Birinci Tümen Komutanı Kazım Paşa’nın yardımlarını sağlar. Darbe şu şekilde planlanmıştı: Birinci Tümen Komutanının yardımı ile Babıali nazırlar toplantısında basılacak, Şeyhülislamdan fetva alınacak, Sultan İkinci Abdülhamid hâl edilecek, yerine Beşinci Murad tahta geçirilecek, bu gerçekleşmezse kardeşi Beşinci Mehmed Reşad Efendi tahta çıkartılacaktı.
Bu plan, 1896 Ağustosunda gerçekleştirildi. Ancak, bazı üyelerin suikast fikrinden vazgeçmesi ve içlerinden birinin suikastçıları ihbar etmesi üzerine plan hayata geçirilememiştir. Planın tatbik edileceği akşam Tokatlıyan Lokantası’nda yemek yiyen Nadir Bey’in kutlama hevesiyle içkiyi fazla kaçırması ve Numûne-i Terakki Müdürü Mazhar Bey ile Askerî Okullar Genel Müfettişi Zühtü İsmail Paşa’nın ağzından söz almasıyla mesele ortaya çıkmıştır. Nadir Bey’in “Paşa, bilsen yarın neler olacak?” sözü üzerine Zühtü İsmail Paşa durumu araştırmış ve Sultan İkinci Abdülhamid’e yapılacak darbe planını ortaya çıkartmış, böylece darbecileri de tevkif ettirmiştir. Haziran 1897’de Reşit Paşa’nın başkanlığında kurulan mahkemede suikasta katıldığı tespit edilenler çeşitli cezalara çarptırılmışlardır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin İstanbul şubesinin dağılmasından sonra, pek çok Cemiyet üyesi, Paris ve Cenevre de toplanarak Cemiyet’in eylem merkezlerini genişletmişlerdir. Çünkü Avrupa’da Osmanlı aleyhine propaganda yapmak ve padişahı eleştiren yazılar yazmak daha kolaydı. Bu amaçla Meşveret Gazetesi’ni (Fransızca) takiben, “Şura-ı Ümmet’’ (Türkçe) gazeteler basılarak hem Osmanlı vatandaşının hem de Avrupalıların Sultan İkinci Abdülhamid’e karşı duruş sergilemeleri amaçlanmakta idi.
Bu arada siyasî baskılar ve dönemin sosyo-politik gerginlikleri neticesinde Damat Mahmut Paşa iki oğlu ile birlikte Avrupa’ya kaçmış ve orada saray karşıtlarıyla birlikte hareket etmiştir. Hanedan mensubu bir kişinin Avrupa’da saray muhalifleriyle birlikte hareket etmesi, Avrupa Efkâr-ı Umumisinin Jön Türk hareketi ile yakından ilgilenmesine yol açmıştır.
Saray, Jön Türklerin Avrupa’daki faaliyetlerinden elçilik mensupları aracılığıyla bilgi almaktaydı. Bunun yanında hafiyeler de Jön Türklerin muhtemel faaliyetleri hakkında Saray’a jurnal vermekteydiler. Hafiyelerin payitahta göndermiş olduğu belgelerde, Jön Türklerin Ermenilerle birlikte Osmanlı devlet adamlarını rehin alarak, bunu Devlet-i Aliyye’ye istediklerini yaptırmada bir tehdit unsuru olarak kullanmak istediklerine dair haberlerde yer almaktaydı.
Sultan İkinci Abdülhamid, Jön Türk hareketinin Avrupa’daki faaliyetlerini Avrupa devletleriyle diplomatik ilişkiler kurarak engelleme politikasını sürdürmüştür. Bazı Avrupa devletleriyle kurulan diplomatik ilişkilerle, Jön Türklerin Osmanlı Devleti aleyhinde faaliyette bulunmaları engellenmeye çalışılmıştır. Ancak Saray, Jön Türklerin faaliyetlerini engelleme siyasetinde öldürme eyleminde bulunulmasına dair bir istekte bulunmamıştır. Sultan İkinci Abdülhamid, aleyhinde yapılan neşriyatların basılmasını, yayınlanmasını ve ülkeye sokulmasını yasaklamıştır. Deresden’de ‘istibdat’ idaresini tenkit eden ‘Sultan Abdülhamit Han ve Memalik-i Şahane'de Islahat’ isimli bir risale neşredilmiştir. Yıldız Sarayı, muzır fikirler içeren bu risalenin satılmasına ve memlekete sokulmasına izin vermemiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin neşriyatları, yabancı postahaneler aracılığıyla memlekete gizlice sokulmaktaydı. Bunun üzerine hükümet postahanelerde denetimi sıklaştırmıştır. Bunun yanında, Osmanlı’nın Jön Türk Fırkası teşkilatında uygulayacağı politikalarda pürüz çık-maması için ecnebi postaları meselesini çözmek istemiş ancak Süfera-yı Erbaa (dört elçi), ecnebi postaları konusunda Babıâli’ye sert bir nota vermiştir.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ‘istibdat’ idaresini devirmek için kullandığı argümanlardan biri de hilafet meselesidir. Cemiyet, Sultan İkinci Abdülhamid’in hilafet makamına mugayir hâl ve hareketlerde bulunduğuna, bu makamın gereklerini yeterince yerine getiremediğine, bu yüzden Sultan İkinci Abdülhamid’in bu makamda bulunmasının Şer’an caiz olmadığına dair beyanlarda bulunmuştur. Bu beyanlarda ‘istibdat’ idaresinin İslam’da yeri olmadığı, oysa Sultan İkinci Abdülhamid’in uygulamalarıyla ‘istibdat’ idaresi kurduğu, dolayısıyla İslam’da yeri olmayan bir uygulamayı tatbik eden bir şahsın, halife konumunda bulunmasının doğru olamayacağı vurgulanmıştır.
Cemiyet Üyeleri İçin Aff-ı Şahane Çıkartılması
Sultan İkinci Abdülhamid, ittihat ve Terakki’nin yapmış olduğu propagandaları engellemek amacıyla Memalik-i Şahane adlı bir yasa çıkartıp, İttihat ve Terakki üyelerini devlete dönme ve burada aftan yararlanan cemiyet üyelerine devlet kademesinde iş sözü vererek cemiyetin faaliyetlerini engellemeye çalışır.
Padişahın, Cemiyet’in varlığını ortadan kaldırmak için takip ettiği siyaset bir netice vermemiştir. Cemiyet’in devleti kurtarmak için önerdiği meşrutiyet ve Kanun-ı Esasi fikri etrafında toplananların sayısı giderek artmıştır. Bu durum padişahın mutlak idaresi için büyük bir tehdit oluşturmuştur.
İttihat ve Terakki’nin Sultan İkinci Abdülhamid Han’a ve onun istibdadına karşı uygulanan politikalar işe yaramış ve İttihat ve Terakki birçok görüşten insanı barındırmasına rağmen Sultan İkinci Abdülhamid’e karşı bir arada olmayı başarmıştır. Nitekim 2. Meşrutiyet sonrası yönetimi ele alan İttihat ve Terakki, devlet yönetmenin bu dönemde ne kadar zor olduğunu anlamıştı. Belli bir zaman sonra Sultan İkinci Abdülhamid’e haksızlık ettiğinin farkına varıp pişman olan cemiyet üyeleri, dahi çıkacaktı. Aynı şekilde İttihat ve Terakki’nin Sultan İkinci Abdülhamit’ten sonra yapmış oldukları yanlış siyasi manevralar devletin büyük topraklar kaybetmesine sebep olacaktır. Hatta cemiyetin kurucularından İbrahim Temo, yeni parti kurarak İttihat ve Terakki’yi eleştirmiştir. Ancak Sultan İkinci Abdülahmid döneminde yapılan istibdat aynı şekilde İttihat ve Terakki de uygulamıştır. Bunun üzerine İbrahim Temo partisini kapatıp Romanya’ya dönmek mecburiyetinde kalmıştır.
KAYNAKÇA
OKANDAN, Recai Galip (1968), Amme Hukukumuzun Ana Hatları (Türkiye’nin Siyasî Gelişmesi), İstanbul: İ.Ü.H.F. Yayınları.s:234
Gazetenin birçok neşriyatında bu isme rastlanmaktadır. Bu isimlendirmeye örnek olarak şu makaleye bakılabilir. “Kısm-ı Edebî”, Şûrâ-yı Ümmet, sayı 35, 24 Ağustos 1903: 3
RAMSAUR, Ernest Edmondson, Jön Türkler ve 1908 İhtilali, (çev. Nuran Ülken), Sander Yayınları, Ġstanbul 1972.
II. ABDÜLHAMİT’İN JÖN TÜRK SİYASETİ: İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ’NE KARŞI ÖNLEMLER-Taner ASLAN
Yıldız Perakende Elçilik ve Şehbenderlik ve Ateşemiliterlik (Y.PRK.ESA.)
İttihâd-ı Osmanî’den Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne Dr. Taner ASLAN
İKİNCİ MEŞRUTİYET DÖNEMİNDE İTTİHAT VE TERÂKKİ VE BASIN MEVHİBE SAVAŞ
Osmanlı Devleti'nde Jön Türk Hareketinin Başlaması ve Etkileri Yrd. Doç. Dr. Durdu Mehmet BURAK


Yorumlar
Yorum Gönder