Siyasi Bir Deha Sultan İkinci Abdülhamid Han ve Rumeli Politikası
Siyasi Bir Deha Sultan İkinci Abdülhamid Han ve Rumeli Politikası
CİHANGİR HAKPAYE
Yapacakları Önceden Kestirilemeyen Sultan
Rumeli toprakları her daim Sultan İkinci Abdülhamid Han için ayrı bir önem arz etmiştir. “Ha kendi evlatlarım, ha millet, farkı yoktur.” diyerek hükmettiği bütün tebaaya ne kadar değer verdiği ortadadır.
Sultan Abdülhamid Han hakkında yapılan araştırmalarda, Batılı ve Türk düşünürler tarafından sürekli kötülenme çabası içine girildiğini görürüz. Oysa Sultan İkinci Abdülhamid Han hükümdarlığı boyunca, çok ciddi iç ve dış tehditler karşısında Osmanlı Devleti’ni parçalanmadan bir arada tutmayı başarmıştır. Devlete yeniden hayat verici kapsamlı reformlar gerçekleştirmiş ve Devlet-i Aliyye’nin tarih sahnesinde 33 yıl kalmasını sağlamıştır.
Sultan Abdülhamid Han; düşünceleri tahmin edilemeyen, yapacakları önceden kestirilemeyen ve daima bir adım ötesini düşünen kıvrak bir siyasi zekâya sahipti. Düşmanları dahi, onun bu vasfına gizliden gizliye hayran olurlardı.
Büyük Devletlerin Rumeli Politikası
Büyük güçlerin aralarındaki menfaat çatışmalarının farkında olan Sultan İkinci Abdülhamid Han, bu durumdan istifade etmesini bilmiş ve Rumeli topraklarında buna göre politika belirlemiştir.
Osmanlı Devleti, 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nde Petrograd ile müttefik olarak hareket eden Rumenleri Rusya’dan koparmaya çalışmıştır. Besarabya’nın Ruslara kaptırıldığını hatırlatarak Romanya’yı bu konuda ikna edebilmiştir. Rusya’nın Rumeli’deki saldırgan emelleri karşısında Osmanlı Devleti, Avusturya’yı engellemiş ve bu yolla, statükonun korunmasını sağlamıştır.
Rumeli’de nüfuz bölgeleri elde etmek isteyen Ruslar ise, daha Sultan İkinci Abdülhamid Han tahta çıkmadan önce, Bulgarları Osmanlılara karşı tahrik etmişti. “Rumeli’yi Türk’ün pençesinden kurtarmak” sloganıyla koyu bir Panslavist propagandaya girişmişlerdi. Fakat özerkliğine kavuştuktan bir süre sonra Bulgar Prensliği Rus nüfuzundan kurtulmuş, Doğu Rumeli’yi ilhak etmişti. Büyük Bulgaristan hülyasının gerçekleştirilmesi içinse bir tek Makedonya’nın işgali kalmıştı. Bu nedenle, Makedonya sorununun bir numaralı tahrikçileri kesilen Bulgarlar, 1870’te Fener Patrikhanesi’nden bağımsız ulusal bir Bulgar Kilisesi kurmuşlar ve Makedonya’daki Ortodoks mezhebdaşlarını kendi taraflarına çekmeye başlamışlardı. Bulgarlar, Makedonya’daki soydaşlarını Osmanlılara karşı isyana teşvik etmekten de kaçınmıyorlardı. Bu durum karşısında Rusya, Bulgarların yayılmacı emellerinden kuşkulanmış ve bu kez de Bulgarlara karşı Sırpları desteklemeye başlamıştır.
Rumeli’de meydana gelen çete ve büyük devletlerin kışkırtıcı faaliyetleri ile beraber yayılan milliyetçi ayrılıklar baş göstermişti. Ayastefanos Antlaşması’nda temelleri atılan Büyük Bulgaristan ideali uğruna, çok sayıda insanın ölümüne sebep olmuştu. Osmanlı Devleti’nin 93 Harbi’nde Rusya’ya yenilmesi üzerine Rumeli’de iç karışıklıklar had safhaya ulaşmıştır. Rusya kendi güdümünde olan bir Bulgaristan ve Rumeli devletçikleri ile Osmanlı Devleti üzerindeki emellerine ulaşmış olacak ve bölgede bulunan stratejik öneme sahip geçitleri ele geçirecekti. Bu sayede Rusya, sıcak denizlere inme politikasını gerçekleştirecekti.
Rusya, Rumeli’ye ilk olarak Ayastefenos Antlaşması ile yönelse de 1905 yılında Uzak Doğu’da Japonya’ya mağlup olunca; Almanların, Avusturyalıların Rumeli’deki nüfuzunu kırmak amacıyla “Panslavist” politika bağlamında “Güney Slav Birliği’ni” kurmayı hedeflemişti. 1908 yılında Avusturyalıların Bosna-Hersek’i ilhakı üzerine, Rumeli İttifakı çalışmalarını hızlandırmış ve bu çerçevede devletlerarası diplomatik görüşmeler gerçekleştirmiştir. Rusların amacı, Avusturya ve Almanya’nın Rumeli’deki nüfuzunu kırmak, Rumeli’de yaşayan Türkleri topraklarından koparmak ve olası bir dünya harbinde bu ittifakı kendi saflarına dâhil etmekti.
İngiltere ve Fransa ise yapılacak olan Rumeli ittifakından haberdardılar. Potansiyel müttefik Rumeli devletlerini, yapılacak olan bu ittifaka sırt çevirmemeleri konusunda ikaz ediyorlardı. Hatta Fransa, Bulgaristan ve Sırp ittifakının Paris’te görüşüldüğü sıralarda, bu devletlerin ittifak görüşmelerinden memnuniyetlerini dile getirdiler.
İttifak Devletleri ve Rumeli devletlerini bir araya getiren emel, Osmanlı Devleti’ni dolayısıyla da Türkleri Rumeli’den çıkardı. Bağımsızlık isteyen Rumeli devletleri, Osmanlı Devleti’ni Balkanlardan ittifak devletlerinin desteği olmadan çıkaramayacağını biliyordu ve destek istiyordu. İttifak devletleri ise Türklerin Rumeli’deki nüfuzunu kırmak ve olası bir harpte Balkan devletlerinin kendi saflarında yer almasını umuyordu.
Sultan İkinci Abdülhamid Han ise, bu topraklarda yaşayan çeşitli milletlerin, Avrupalı büyük devletlerin aralıksız kışkırtmalarına maruz kaldıklarını, her türlü ayrılıkçı hareketlerin bu devletler tarafından körüklendiğini, yapılan bu tahriklerin, Rumeli milletlerinin selametini değil, doğrudan Osmanlı Devleti’ni hedef aldığını çok iyi bilmekteydi. Ancak Birinci Balkan Harbi’nde yapılan politika hataları Osmanlı Devleti’nin Rumeli’de sonunu getirmişti.
Balkanlardaki Siyasi Oyunlar ve Sultan Abdülhamid Han’ın Politikası
Rumeli Devletleri, Osmanlı Devleti’ne Fransız İhtilali’nin yaydığı “Ulus Devlet” ve “Milliyetçilik” politikalarından etkilenerek bağımsızlık mücadelelerine başlamış ve büyük devletlerin destekleri sonucu amaçlarına ulaşmıştır.
Sultan İkinci Abdülhamid Han, Berlin Konferansı’nın uluslararası arenaya kazandırdığı Balkan devletçiklerinin herhangi bir şekilde fikir ve güç birliği yapmalarını ve Osmanlı Devleti aleyhine genişleme siyasetine kalkışmalarına engel oldu. Bu devletleri de birbirlerine siyaseten kırdırarak Rumeli’de mahalli bir kuvvet dengesinin kurulmasını ve barışın korunmasını başarmıştı.
Sultan Abdülhamid Han, küçük Rumeli ülkelerini himayesi altında tutacak politikalarla hareket etmişti. Diğer bir Rumeli ülkesi olan Yunanistan’a karşı ise tavizkâr bir siyasi tutum sergilemiştir. Rumeli devletleri arasındaki anlaşmazlıkları canlı tutmak ve hatta siyasi çıkarları öne çıkarmak da padişahın politikaları arasında yer alıyordu.
O, Bulgar yayılmacılığına karşı Yunan unsurunun karşı koyabileceğine inanmakta ve “Çok şükür Bulgarlarla Yunanlılar, birbirlerinden ateş ile su gibi nefret eder.” demektedir. Bu düşünce ile Sultan İkinci Abdülhamid Han, Yunanlılara karşı yumuşak davranılmasına daima taraftar çıkmış ve Berlin Antlaşması’ndan sonra onlarla anlaşmazlıkların kesin olarak çözülmesi için Girit Adası’nın bile kendilerine verilmesini düşünmüştü.
Sultan Abdülhamid Han, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu bu zor durumdan olabildiğince az zararla kurtarılması için hamleler yapmıştır. Bu sayede Rumeli’nin bir süre daha Osmanlı Devleti’nin hâkimiyeti altında kalmasını sağlamıştır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin ortaya attığı Osmanlılık fikri, milliyet duygusunun üzerinde bir düşünce olarak kabul gördü. Bütün Rumeli milletleri milli menfaatleri için bu cemiyetin komitacıları ile kucaklaşmaya başladılar. Bu durumda yine en çok tenkit edilen, Sultan İkinci Abdülhamid Han oldu. Onun bu yoldaki uyarıları hiçbir zaman dikkate alınmadı. O “kırk yıllık düşmanın dost olmayacağına” olan inancını saltanattan uzaklaştırıldığında bile söylemekten çekinmedi. Onun uyguladığı politika, İttihat ve Terakki tarafından tatbik edilmediği için kısa süre sonra, büyük facialara yol açan Balkan Harbi patlak verdi.
Sırplarla Bulgarlar birbirilerini sevmezler, Bulgarlar, Romenlerden nefret ederlerdi. Ayrıca Romenler, Yunanlılar ve Bulgarlar kendi aralarında birbirlerine ölesiye düşmandılar. Kiliselerinin birbirinden ayrılmasıyla aralarındaki ihtilaf daha da büyümüştü. Yapılması gereken onların aralarındaki bu ihtilafın devam etmesini sağlamaktı. Böyle olduğu sürece Osmanlı Devleti için bir tehdit oluşturamazlardı. Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın bu politikası genel manada başarılı olmuş ve Rumeli ülkeleri aralarındaki rekabeti bir türlü sona erdirememişlerdi.
Balkanlardaki Fitne ve Fesadın Sebepleri ve Sonuçları
Osmanlı hazinesi, Sultan Abdülmecid’in döneminden beri yapılan aşırı harcamalar neticesinde ağır bir şekilde borçlanmıştı. Bu borçları ödeyebilmek amacıyla Osmanlı Devleti, Balkanlardan topladığı vergileri artırma yoluna gidince bu durumdan halk hoşnutsuzluk duymuştur. 1877-1878 Osmanlı – Rus Harbi’nin zemini Balkan topraklarında hazırlandı. Bulgar isyanlarını bastıran hükümete karşı bu sefer Rusların Panslavizm politikası bölgede etkin güç olduğunu hissettirmeye başladı. Akabinde Bulgar isyanlarından hemen sonra Sırplar da Osmanlı Devleti’ne karşı çıkarak savaşa giriştiler.
Avrupa kamuoyu, Bulgarlar ve Sırpları müdafaaya başladı. Sırpların başkaldırışını güçlükle de olsa bastıran Osmanlı Devleti, Avrupa devletlerinin aracılığıyla ateşkese razı edildi. Avrupa devletlerinin baskısıyla Rumeli’deki sorunları çözüme kavuşturmak amacıyla İstanbul’da Tersane-i Amire’de konferans toplandı. Konferansta Osmanlı Devleti’ne bölgede yaşayan Hristiyan tebaanın hakları konusunda ağır baskılar yapıldı. Bunun üzerine Sultan Abdülhamid Han acilen I. Meşrutiyet’i ilan ederek baskıları önlemeye çalışmıştı.
Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Rumeli'deki, hedefi İngiltere ve Rusya arasında bir denge politikası sürdürmekti. Ancak İngiltere bu denge politikasından ne zaman ki vazgeçip Kıbrıs’ı ilhak etti, işte o zaman Rusya, Rumeli’yi kaynayan kazan durumuna getirmek isteyip Panslavizm politikasını uyguladı. Sultan İkinci Abdülhamid Han, Rumeli’de devletin bekası için gerektiği yerde taviz vermiş ve gerekli gördüğü durumda ise sert bir tutum sergilemiştir.
Sonuç
Sonuç olarak Rumeli, hem Osmanlı Devleti’nin hem de Düvel-i Muazzama’nın her daim ilgi odağı olmuş topraklardı. Burası hem stratejik açıdan hem de tarım açısından zengin olması sebebiyle önemliydi. Ancak şu kadar var ki Rumeli, Osmanlı’dan ayrıldıktan sonra, Osmanlı yönetimi altındaki refah ve huzuru bulamadı. Rumeli topraklarının muhafazası için Sultan İkinci Abdülhamid Han, elinden gelen gayreti göstermiş fakat yeterli desteği görememiştir. Bu bağlamda 500 yıl Osmanlı toprağı olan Balkanlar elden çıkmış ve Osmanlı, Batı Trakya’dan mahrum olmuştur.
Kaynaklar
- Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, C.VIII., Ankara, 1962;
- Esra Demirci Akyol, “Sultan II. Abdülhamid Döneminde Sosyal Politika Uygulamaları”, Sosyal Politika Çalışmaları, Yıl: 13, S. 31, Temmuz-Aralık 2013;
- Mim Kemal Öke, “Şark Meselesi ve II. Abdülhamid’in Garp Politikaları (1876-1909)”, Osmanlı Araştırmaları, C. III, İstanbul 1982;
- Vahdettin Engin, II. Abdülhamid ve Dış Politika, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2000;
- Vahid Çabuk, Sultan II. Abdülhamid, Paraf Yayınları, İstanbul 2010; Halil İnalcık, “Balkanlar ve Türkler”, Balkanlar, Eren Yay., İstanbul 1993.



Yorumlar
Yorum Gönder